Ben öğrendim nerde olmam gerektiğini,
İnsanlara güvenirken nerde durmam gerektiğini...
DUR!
Yavaşla biraz!
Sen öğrenmemişsin daha.
Ama hayat öğretmeden ben anlatayım mı sana
Çok yaklaşıyorsun insanlara. güvenmemen için bir sebep yok diye. Ama bil ki güvenmek için sebep arayacaksın sonra...
Sevgin kör etmiş gözlerini. Görmüyor musun onun yanında ne kadar incindiğini? Göreceksin çok sonra. Bileceksin onun senin gibi hissetmediğini.
İçindeki büyüklüğü daha yeni yaşıyorsun diye sonsuz zannetme. Öyle sönüp gidecek onunla birlikte sonra, çok sonra göreceksin.
Her içinden geleni yapıyorsun diye zannetme mutlu insanlar. Dizginleyeceksin kalbini. Herşeyden çok bunu öğreneceksin. Canın acıyacak boyuna, özgürlüğüne alıştığın için. Ama senin için de, bakış açın için de, her şeyin içinde bunun iyi olduğunu göreceksin.
Kalbine zinciri vur diyemem. Yapamazsın. Çok çok çok sonra öğreneceksin onu. Ama birgün öyle kapanacaksın ki en sevdiklerinle konuşacaksın sadece hem de çok uzun süre
Sevmeyi, güvenmeyi paylaşırken herkeslerle konuşmayı esirgeyeceğin günler gelecek...
Bu yüzden sorma geleceğini bana. Anlattırma, o karayı giyme şimdiden. Dene...
En azından süresi biterken mutlu ol. Yavaşla yavaşla ki süresi uzun olsun.
beni ise hiç sorma...
12 Mayıs 2008 Pazartesi
26 Nisan 2008 Cumartesi
Ucu Kırık Kalemler
Bazen hiç tanımadığınız bir insanın onun sizden uzakta geçen zamanını belirleyen kişi olduğunuzu fark edersiniz. Bu aslında sanatın ve bir yumak haline gelmiş sorunlarınızın neticesidir. İçe dönük hayatınızın ve uslanmaz dilinizin size kazandırdığı parlak tecrübe...
Bu insanlar kalbinize ulaşacakları her cereyanı ağır hasta olarak yanlarında taşırlar. Tapınılacak yalnızlıklarına ortak bulmuşlardır. Bir fotoğraf ya da bir şiirle yaşarlar.İşin en kötü tarafı acıyarak ya da acıtarak sevmeyi öğrendiklerinden dikkat ve zekaküpüdürler. Onlara dokunmayı, teselli verici birkaç sözcüğü bulana dek duygular aşk noktasına doğru atak yapar. Gördüklerine sahip olmayı arzulayan çırpınışları sessiz yanıtlar olarak karşılarsınız.
Bazen cesaret verici olaylar olur. Kuru teşekkürünüzden daha fazlasını katarsınız sözcüklere. Bir başkasının kalbini dolduran heyecanlara açık kapı bırakırsınız. Ama bu sizin çocuksu talebinizden başka bir şey değildir. Karşılaşmak. Hayat boyu taşıyacağınız yeni bir işaret bulduğunuzu sanmak.O zaman işler karmakarışık olur. Görüldüğü kadar kolay değildir içinizdeki kırgınlığı bağışlamak. "Yapmamalıydım" dersiniz. Perdeleri açmamalıydım.
Bazı yolculuklara dönüşler düşünülmeden çıkılır. O bazı yolculuklara her gün çıkarsınız.Tanrının yabancılıkla ödüllendirdiği çocukluğunuzla yan yana yürürsünüz. Çimenlere iliştirilmiş yazıyı dikkatle okursunuz “Çiçek Dalında Güzeldir.”
Bazen hiçbir şey olmaz. Kimse yaralarıyla inleyen şiiri görmez. Sesi olmayan bir kapının kapandığını fark edersiniz. Umursamazlığınızı bir jilet gibi yanınızda taşırsınız. İkon tarzı duruşunuz ve sertliğiniz konuşulur. Başkalarının cesaretini kıran tarzınız, tanımadığınız insanların düşlerine gömülür. Size ellerindeki adresler ve şiirlerle ulaşamazlar. En başından kaybettiklerini düşünürler. Gerçeğiniz karşısında yalancı ve çocukturlar.
Bazen dostluk ya da aşk yerine savaşla tanışırsınız. Onlar kalplerini, zekalarıyla donattıkları bir savaş alanına dönüştürürler. Birdenbire kendinizi gardınızı almış bulursunuz. İki kişilik savaşın nasıl ve hangi nedenlerle başladığı bilinmez. Güçlü kadın imajından kuşkulanırsınız. Böyle durumlarda saçma da olsa bir nedene ihtiyacınız vardır. En yakın dostunuz kahvesini yudumlarken bu nedeni söyleyiverir. Sinirden yeni silahlar, yeni ve ağır karşılıklar bulmak için harekete geçersiniz. Oyuna gelirsiniz. Kaybetmeye alışık olduğunuzu unutursunuz. Nefretten doğacak aşkı beklersiniz. Nefret büyür aşk onun gerisinde kalır.
Bazen göz yaşlarınıza değen birini bulursunuz. Silik bir anıdan içinizi saran hayaller yaratırlar. Kaybolmalarından, yiyecekleri darbelerin onları sıradanlaştırmasından korkarsınız. Başlayamamaktan ya da bitirememekten, gülümserken sakladıklarınızdan, elinizde kalanların boşluğundan, yeri doldurulamaz vedalardan çekinirsiniz. Yine de parlak tecrübelerinizi unutup derinlere dalacak cesareti ve deliliği yakalarsınız.
Ucu kırık kalemleri sırf bu yüzden saklarsınız...
~Umay Umay
İçindekiler
Benim Değil (metin)
03 Mart 2008 Pazartesi
KaN...KoKuLu...GöZLeRiN...
Kan kokulu gözlerini özlerdim
O nefessiz ve sensiz nöbetlerimde...
Sisli ve karanlık gecelerde kaybettiğim ruhumu
Hep senin o soğuk boşluğuna sığınmış bulurdum...
Tutmayacağını bile bile ellerimi
Atardım kendimi kayalıklarını dalgaların dövdüğü
o bitmeyen uçurumlardan...
Olmayan bir seni severdim ben hep
Ellerimi tutmayan ellerini,
Tüm sevgilere kapattığın kalbini,
Ağlamaklı,donuk sesini
Boşlukta takılı kalmış kan kokan gözlerini...
O nefessiz ve sensiz nöbetlerimde...
Sisli ve karanlık gecelerde kaybettiğim ruhumu
Hep senin o soğuk boşluğuna sığınmış bulurdum...
Tutmayacağını bile bile ellerimi
Atardım kendimi kayalıklarını dalgaların dövdüğü
o bitmeyen uçurumlardan...
Olmayan bir seni severdim ben hep
Ellerimi tutmayan ellerini,
Tüm sevgilere kapattığın kalbini,
Ağlamaklı,donuk sesini
Boşlukta takılı kalmış kan kokan gözlerini...
İçindekiler
Karanlık Oda,
Mısralardaki Hikayeler
25 Şubat 2008 Pazartesi
Karanlık
Simsiyah tırnaklar üstünde
Küçük buz çiçekleri
Umutsuzluk içindeki
Karanlık bir denizde
Küçük bir umut ışığı sanki
Bir anda
Tüm umutların geri dönüşü
Eskilerden miras
Küçük anılar, küçük mutluluklar.
Oysa,
Hepsi, ama hepsi
Küçük ve hüzünlü,
Donmuş bir kalpten
Geriye kalanlar...
~Gülşen Yağdır
İçindekiler
Mısralardaki Hikayeler
21 Şubat 2008 Perşembe
Pesimist
Neden pesimistim baba hiç sordun mu bana?
Hiç sordun mu bana gözlerim neden yaşlı?
Sormadın. Ben söyleyeyim baba hayat yüzünden.
Ne sizinle ne de kendimle ilgisi var bunun.
Sadece hayat baba sadece hayat.
Bir kişiyi sevdim ayrılmak zorunda kaldım.
Birini çok sevdim o beni sevmedi.
Birine ise herşeyimi verdim, o beni sırtımdan vurdu...
Şuan da seviyorum baba ama nereye kadar? Söyle bana?!
Ne yapayım baba?
Sen napardın; sen ben olsan?
Pesimist olmaktan başka ne kaldı ki geriye?
Hayata küser miydin baba?
Belki şu halimle yaşıtlarımın hissetmediklerini hissettim, ne dönemeçlerden döndüm...
Ne insanlar tanıdım, ne kadar çok şey gördüm...
Ama düşündüm de belki bir yolu vardır, ha!?
Var mıdır baba...?
Belki unutmak, herşeyi çözer belki de o?
Belki zaman, zaman da bir ilaç mıdır baba?
Düşündüm de evet öyleymiş baba...
Bunlar içimde kalmış şimdi yazıyorum bir kenara..
Belki olmaz diyeceksin çok küçüksün daha..!
Ama oluyor, baba oldu işte...
Biraz da bana bak baba, büyüdüm ben!
Yaşça olmasa da, fikren ruhen büyüdüm baba..
Sana bişey söleyeyim mi baba...
Ben pesimistim, aynı zamanda optimist,
Ben acıyım, aynı zamanda zevk,
Ayrıca ben sadece benim, aynı zamanda....baba....hiçbirşey...
Bunları sen hissetsen napardın baba, söyle bana,
Söyle baba....
İçindekiler
Mısralardaki Hikayeler
Ölüm
İşte başlıyor yine gece.
Kurtuluş umudumu da beraberinde getiriyor, belki bu gün evden çıkmayı başarırım diye.
Çığlık çığlığa bağırmak istiyor bu beden, sesi kısılana kadar şarkı söylemek.
Olmayan rüyalar görmek istemez bu zihin, olmayan sesler.
Evde kapalı kalmayı yediremez gururuna bu ruh, yanlızlığı.
İşte saat karşımda, gözlerim dalıyor yine derinlere
Kalp görüyor bu gözler, saatin içinde, neydi şimdi bu??
Belki de kızın kapana kısılmış, yaralanmış kalbiydi bu saatteki tik tak seslerini çıkaran.
Bu kız nasıl dayansın yanlızlığa?
Kapıyı zorlar bu kız, olmaz ya, belki açılır diye.
Bir kuş misali bakar gökyüzüne, olmaz ya, belki uçar diye.
Aynaya bakıyorum. İşte orada, kanayan, acıyan kalbim. Onu koparıp çıkarmak istiyorum oradan. Olmaz ya, bekliyorum göğsüm açılacak diye. Açılmıyor. Hiç açılmadı ki.
Açıyorum odamdaki küçük dolabımı. Alıyorum günlüğümü, yazıyorum.
"Anlamsız günler, artık her gün anlamsız. O gitti ya, babam 'O öldü mü?' deyip güldü ya, işte o zamandan beri anlamsız. Ne öğreniyorum okulda? Hiç. Artık hiç bir şeyin anlamı yok. Şurada, kalbimde, derin bir boşluk var. Ama yine de kalbim hergün bıçakla deliniyor sanki. Yeniden geçince o köprüden, benim de ardından gidesim geliyor. Her saat, her dakika, her an, sırada otururken elimi tutuşunu hatırlıyorum. Okul çıkışında beni bir okulun arka tarafındaki kafeye götürmesi geliyor aklıma. Sonra da ilk öpücüğümüz... Ama şurada, kalbimde yara var, kanayan, iyileşmeyen yaralar var. Olmuyor, olmuyor aşkım, artık olmuyor. Yanına geleceğim, nasıl olursa olsun, bir yolunu bulup yanına geleceğim."
Günlüğü kapatıp yerine koyuyorum. Banyoya gidiyorum. Suyu açıyorum. Soğuk, şu anda onun vücudunun soğuk olduğu gibi. Belki kısa bir süre sonra benimki de böyle soğuk olacak. Suyun altına giriyorum aniden. Üşüyorum, ama kendimi alıştırmak en iyisi. Onun en sevdiği şampuanı kullanıyorum. Suyu kapatıyorum, havlu sarıyorum üstüme. Bembeyaz dişlerimi çok severdi. Dişimi fırçalıyorum.
Odama gidiyorum. Kapıyı kapatıp kilitliyorum. Onun en sevdiği parfümümü sıkıyorum, en sevdiği pantolonumla tişörtümü giyiyorum. Her zaman yatağımın altında sakladığım şarabı çıkarıyorum. Açıp, dün su içtiğim bardağa biraz koyuyorum. Ağzını kapatıp, tekrar yatağımın altına koyuyorum. Şarabı bir dikişte içiyorum.
Anneme "Sevde'lere gidiyorum. Ders çalışıcaz." diyorum. İçimde ufaktan bir suçluluk duygusu. Ama aldırmıyorum, anlamsız. Her zaman şiirlerimi yazdığım defterle, günlüğümü çantamın içine koyuyorum ve onuın en sevdiği ayakkabılarımı giyip çıkıyorum. Dümdüz saçlarım, açık, rüzgarla savruluyor, tıpkı onun sevdiği gibi. Limana nasıl gittiğimi, liman görevlileriyle dalaşıp içeri girmeyi nasıl başardığımı hatırlamıyorum, tek hatırladığım baktığım her yerde onunla geçirdiğim bir anının gözümün önünde canlanması. Limanın ucuna gidiyorum. Şarkımızı söylüyorum, çığlık çığlığa. Ağlıyorum, yüzüm, gözyaşlarımla parlayan ay ışığıyla yıkanıyor. Günlüğümü, ardından şiir defterimi, ardından çantamı denize fırlatıyorum. Hala şarkımızı söyleyerek, kendimi denize bırakıyorum, ve gözlerimi kapatıp, tanrının bedenimi almasını bekliyorum. Suyun soğukluğunu veya akciğerlerime dolan tuzlu deniz suyunu farketmiyorum bile. Tek bildiğim, gözlerimi kapatıp onu tekrar gördüğüm...
Kurtuluş umudumu da beraberinde getiriyor, belki bu gün evden çıkmayı başarırım diye.
Çığlık çığlığa bağırmak istiyor bu beden, sesi kısılana kadar şarkı söylemek.
Olmayan rüyalar görmek istemez bu zihin, olmayan sesler.
Evde kapalı kalmayı yediremez gururuna bu ruh, yanlızlığı.
İşte saat karşımda, gözlerim dalıyor yine derinlere
Kalp görüyor bu gözler, saatin içinde, neydi şimdi bu??
Belki de kızın kapana kısılmış, yaralanmış kalbiydi bu saatteki tik tak seslerini çıkaran.
Bu kız nasıl dayansın yanlızlığa?
Kapıyı zorlar bu kız, olmaz ya, belki açılır diye.
Bir kuş misali bakar gökyüzüne, olmaz ya, belki uçar diye.
Aynaya bakıyorum. İşte orada, kanayan, acıyan kalbim. Onu koparıp çıkarmak istiyorum oradan. Olmaz ya, bekliyorum göğsüm açılacak diye. Açılmıyor. Hiç açılmadı ki.
Açıyorum odamdaki küçük dolabımı. Alıyorum günlüğümü, yazıyorum.
"Anlamsız günler, artık her gün anlamsız. O gitti ya, babam 'O öldü mü?' deyip güldü ya, işte o zamandan beri anlamsız. Ne öğreniyorum okulda? Hiç. Artık hiç bir şeyin anlamı yok. Şurada, kalbimde, derin bir boşluk var. Ama yine de kalbim hergün bıçakla deliniyor sanki. Yeniden geçince o köprüden, benim de ardından gidesim geliyor. Her saat, her dakika, her an, sırada otururken elimi tutuşunu hatırlıyorum. Okul çıkışında beni bir okulun arka tarafındaki kafeye götürmesi geliyor aklıma. Sonra da ilk öpücüğümüz... Ama şurada, kalbimde yara var, kanayan, iyileşmeyen yaralar var. Olmuyor, olmuyor aşkım, artık olmuyor. Yanına geleceğim, nasıl olursa olsun, bir yolunu bulup yanına geleceğim."
Günlüğü kapatıp yerine koyuyorum. Banyoya gidiyorum. Suyu açıyorum. Soğuk, şu anda onun vücudunun soğuk olduğu gibi. Belki kısa bir süre sonra benimki de böyle soğuk olacak. Suyun altına giriyorum aniden. Üşüyorum, ama kendimi alıştırmak en iyisi. Onun en sevdiği şampuanı kullanıyorum. Suyu kapatıyorum, havlu sarıyorum üstüme. Bembeyaz dişlerimi çok severdi. Dişimi fırçalıyorum.
Odama gidiyorum. Kapıyı kapatıp kilitliyorum. Onun en sevdiği parfümümü sıkıyorum, en sevdiği pantolonumla tişörtümü giyiyorum. Her zaman yatağımın altında sakladığım şarabı çıkarıyorum. Açıp, dün su içtiğim bardağa biraz koyuyorum. Ağzını kapatıp, tekrar yatağımın altına koyuyorum. Şarabı bir dikişte içiyorum.
Anneme "Sevde'lere gidiyorum. Ders çalışıcaz." diyorum. İçimde ufaktan bir suçluluk duygusu. Ama aldırmıyorum, anlamsız. Her zaman şiirlerimi yazdığım defterle, günlüğümü çantamın içine koyuyorum ve onuın en sevdiği ayakkabılarımı giyip çıkıyorum. Dümdüz saçlarım, açık, rüzgarla savruluyor, tıpkı onun sevdiği gibi. Limana nasıl gittiğimi, liman görevlileriyle dalaşıp içeri girmeyi nasıl başardığımı hatırlamıyorum, tek hatırladığım baktığım her yerde onunla geçirdiğim bir anının gözümün önünde canlanması. Limanın ucuna gidiyorum. Şarkımızı söylüyorum, çığlık çığlığa. Ağlıyorum, yüzüm, gözyaşlarımla parlayan ay ışığıyla yıkanıyor. Günlüğümü, ardından şiir defterimi, ardından çantamı denize fırlatıyorum. Hala şarkımızı söyleyerek, kendimi denize bırakıyorum, ve gözlerimi kapatıp, tanrının bedenimi almasını bekliyorum. Suyun soğukluğunu veya akciğerlerime dolan tuzlu deniz suyunu farketmiyorum bile. Tek bildiğim, gözlerimi kapatıp onu tekrar gördüğüm...
~Gülşen Yağdır
İçindekiler
Karanlık Oda
19 Şubat 2008 Salı
Hoşçakal Sevgilim...
Varlığınla yokluğun arası bir yerde sıkıştım kaldım.Ne yokluğunda yas tutabiliyorum,ne de varlığına inanabiliyorum.Her şey mükemmel derken anlamsızca gidişine isyan ediyorum aslında.Yine de ne bırakabiliyorum ne de geri dönmeni istiyorum...
Aslında gitmen gerektiğini adım gibi biliyorum.Varolduğun gibi ansızın gitmen gerek.Seni herkesten daha iyi tanıyorum.Gidişindeki derinliği farkedebiliyorum.Umutlanmak kadar aptal bir şey olmadığını söylüyorum kendime,benim aksime o küsmüş sanki sana.Dinlemiyor beni.Çok sevmiş belli ki.O kadar kör etmiş ki gözünü inanmak istemiyor sensizliğe.Söylenmesi ve yaşanması gereken bütün şeylere inat,zamanın yetersizliğine dalıp gidiyorum.Önümden geçen senli günlere gülümseyerek el sallıyorum.Atıyorum kendimi dışarı ve senle dolu heryere yeniden aşık olup,o yerlerde sensiz olduğum için küfrediyorum kendime.Ağlayabilmek ümidiyle koşmaya başlıyorum;ama sesim soluğum kesilmiş bir biçimde kapıldığım rüzgara yenik düşüveriyorum.Hayatımı anlamlı kılan tek insanı kaybetmenin çaresizliği deli ediyor beni.Ya da ilk defa akıllıca düşünüyorum.Seni silip atmanın zorluğunu kabulleniyorum.Alışmak da bana göre değil,biliyorum.Gözümü her açtığımda kabustu diyor,başucuma çarpan güneş ışığına yeni bir umutla bakıyorum.Dışarıya baktığımda sensizliğin gerçek olduğunu ve bugün de sensiz olduğumu farkediyorum.Evden ruh gibi çıkıyorum.İnsanların ne dediğini duymak bile istemiyorum.Gece olsun diye dua ediyorum.Uyumak,sonsuza dek uyumak istiyorum...
Benden eksilenlerden birisin artık.Söküp götürdüğün parçaların yeri dolmayacak.Fazla derin oldu yokluğun.Ona inat kelimelerin içini dolduramıyorum işte.Üzgünüm,sensizliğin hakkını veremiyorum.Affet beni sensiz yapamıyorum.Her gece seni bulup,her sabah kaybetmeye dayanamıyorum.Söz vermiştik biliyorum.Gideceğinden habersiz söz vermiştik mutluluğa.Özür dilerim sözümü tutamıyorum...
Hoşçakal sevgilim,ben galiba ölüyorum...
Aslında gitmen gerektiğini adım gibi biliyorum.Varolduğun gibi ansızın gitmen gerek.Seni herkesten daha iyi tanıyorum.Gidişindeki derinliği farkedebiliyorum.Umutlanmak kadar aptal bir şey olmadığını söylüyorum kendime,benim aksime o küsmüş sanki sana.Dinlemiyor beni.Çok sevmiş belli ki.O kadar kör etmiş ki gözünü inanmak istemiyor sensizliğe.Söylenmesi ve yaşanması gereken bütün şeylere inat,zamanın yetersizliğine dalıp gidiyorum.Önümden geçen senli günlere gülümseyerek el sallıyorum.Atıyorum kendimi dışarı ve senle dolu heryere yeniden aşık olup,o yerlerde sensiz olduğum için küfrediyorum kendime.Ağlayabilmek ümidiyle koşmaya başlıyorum;ama sesim soluğum kesilmiş bir biçimde kapıldığım rüzgara yenik düşüveriyorum.Hayatımı anlamlı kılan tek insanı kaybetmenin çaresizliği deli ediyor beni.Ya da ilk defa akıllıca düşünüyorum.Seni silip atmanın zorluğunu kabulleniyorum.Alışmak da bana göre değil,biliyorum.Gözümü her açtığımda kabustu diyor,başucuma çarpan güneş ışığına yeni bir umutla bakıyorum.Dışarıya baktığımda sensizliğin gerçek olduğunu ve bugün de sensiz olduğumu farkediyorum.Evden ruh gibi çıkıyorum.İnsanların ne dediğini duymak bile istemiyorum.Gece olsun diye dua ediyorum.Uyumak,sonsuza dek uyumak istiyorum...
Benden eksilenlerden birisin artık.Söküp götürdüğün parçaların yeri dolmayacak.Fazla derin oldu yokluğun.Ona inat kelimelerin içini dolduramıyorum işte.Üzgünüm,sensizliğin hakkını veremiyorum.Affet beni sensiz yapamıyorum.Her gece seni bulup,her sabah kaybetmeye dayanamıyorum.Söz vermiştik biliyorum.Gideceğinden habersiz söz vermiştik mutluluğa.Özür dilerim sözümü tutamıyorum...
Hoşçakal sevgilim,ben galiba ölüyorum...
İçindekiler
dYdem
07 Şubat 2008 Perşembe
Kaos
Yaşamdan bıktığım oldu bu gün. Her şeyi bırakıp gitmek istiyorum. Bıktım savaşmaktan ve bir şeyleri elde etme isteğinden . Tek başıma olmanın mutluğunu yaşamak istiyorum. Mutlu olmasam bile verdiğim kararların doğrultusunda hareket etmek istiyorum.Uyandığımda bu gün bunu yapacağım demek istiyorum. Ne yapmam gerektiğini bilek istiyorum. Önümde uzanan boşluktan kendimi koparmak ve artık önümü görmek istiyorum. Çalışmak istiyorum bir yerde. Parası ne olursa olsu8,n çalışmak ve geçinimi sağlamak istiyorum . Çok param olsunda istiyorum aynı zamanda istediklerimi yapacak kadar özgür olmak istiyorum .Bir dağın başında sadece bilgisayarımla mutlu olmak ve mutlu ölmek istiyorum. Kimsenin beni gömmesini istemiyorum. Orda öylece yatabilirim. Mutlu bir şekilde.
Yalnız kalmak aynı zaman da dostlarımın olmasını istiyorum. Ailemden sıkıldığımı herkese söylemek, banal ve aynı şeyleri benimde yaşadığımı belirtmek istiyorum herkese. Boğulduğumu ve nefes alamadığımı göstermek istiyorum. Beni ben olduğum için sevenlerle olmak istiyorum oğulları olduğum için sevenlerle olmak istemiyorum. Mutlu olmak ve kendim konuşmak istiyorum her yerde. Yaşamak ve özgürlük istiyorum. Üzüntü ve kafa karmaşası olmasın istiyorum. Çok fazla şey istiyorum. En çokta hayallerimi geri istiyorum. Benden aldıkları bana vermeyi unuttukları hayallerimi geri istiyorum.
Son ses müzik dinliyorum ve yazı yazıyorum. İnternet bağlantım kopuk ve şu anda yazdığım yazı bile gidip gelen elektiriğin elinde iken yazmak..
Şarkı söylüyorum yazarken. Kendimce bir mutluluğu yaşıyorum yani.
Dolaşmak istiyorum dışarıda. Nereye ve neden gittiğimi bilmek de istemiyorum açıkçası. Yanımda sadece bir kişi olsun istiyorum kim olursa olsun beni bilen bir kişi olsun. Neden ve nereye gittiğimi sormayan biri olsun sadece Ne birilerini görmek ne de birilerine dokunmak istemiyorum. Sıkıldım bunaldım bıktım.
Bunları yazdıktan sonra yolumun üzerinde ne varsa duvara fırlatarak üzerimdekileri çıkarttım. Dünyaya geldiğim ilk halimle kaldım ve zıpladım. Sonra suyun sıcak olup olmasına aldırmadan duşa girdim. Rahatladım yıkandıkça. Dertlerim düşüncelerim ve yaşananlar suyla birlikte akıp gitti beynimden. Su başımdan ayaklarıma indikçe mutlu oldum. Bilgisayarın karşısına geçip yazıma devam etmek istedim. İstediğimi yaptım. Hala özgürüm. Ne istersem onu yapabilirim. Bunu biliyorum ve yaşıyorum. Yaşamaktan sıkıldığım halde yaşıyorum.
Aneminin dediği gibi .. taaa ... koyayım
Ve urielin dediği gibi .. hayat bir tablo, fırça senin elinde ..
Yalnız kalmak aynı zaman da dostlarımın olmasını istiyorum. Ailemden sıkıldığımı herkese söylemek, banal ve aynı şeyleri benimde yaşadığımı belirtmek istiyorum herkese. Boğulduğumu ve nefes alamadığımı göstermek istiyorum. Beni ben olduğum için sevenlerle olmak istiyorum oğulları olduğum için sevenlerle olmak istemiyorum. Mutlu olmak ve kendim konuşmak istiyorum her yerde. Yaşamak ve özgürlük istiyorum. Üzüntü ve kafa karmaşası olmasın istiyorum. Çok fazla şey istiyorum. En çokta hayallerimi geri istiyorum. Benden aldıkları bana vermeyi unuttukları hayallerimi geri istiyorum.
Son ses müzik dinliyorum ve yazı yazıyorum. İnternet bağlantım kopuk ve şu anda yazdığım yazı bile gidip gelen elektiriğin elinde iken yazmak..
Şarkı söylüyorum yazarken. Kendimce bir mutluluğu yaşıyorum yani.
Dolaşmak istiyorum dışarıda. Nereye ve neden gittiğimi bilmek de istemiyorum açıkçası. Yanımda sadece bir kişi olsun istiyorum kim olursa olsun beni bilen bir kişi olsun. Neden ve nereye gittiğimi sormayan biri olsun sadece Ne birilerini görmek ne de birilerine dokunmak istemiyorum. Sıkıldım bunaldım bıktım.
Bunları yazdıktan sonra yolumun üzerinde ne varsa duvara fırlatarak üzerimdekileri çıkarttım. Dünyaya geldiğim ilk halimle kaldım ve zıpladım. Sonra suyun sıcak olup olmasına aldırmadan duşa girdim. Rahatladım yıkandıkça. Dertlerim düşüncelerim ve yaşananlar suyla birlikte akıp gitti beynimden. Su başımdan ayaklarıma indikçe mutlu oldum. Bilgisayarın karşısına geçip yazıma devam etmek istedim. İstediğimi yaptım. Hala özgürüm. Ne istersem onu yapabilirim. Bunu biliyorum ve yaşıyorum. Yaşamaktan sıkıldığım halde yaşıyorum.
Aneminin dediği gibi .. taaa ... koyayım
Ve urielin dediği gibi .. hayat bir tablo, fırça senin elinde ..
~Arna Belorn / Faldor / Fırat Bayrak
İçindekiler
Benim Değil (metin)
26 Ocak 2008 Cumartesi
kaç be kız
Kaç be kız
Kaç
Lütfen kaç
Senin yağmur zannettiğin
şarapneller seni bulmadan önce kaç
koş
ayakların sadece hayallerini gördüğün bir küheylan kadar çabuk olsun
düşünme
kaçmalısın
kafanı eğik tutma
ileriyi göremesin
ama çabuk ol
bak şimdiden gümbürtüler geliyot
yeter
bakma
sen bakarsan burada ben dayanamam
sen küçüksün kız
gözlerin görmesin
şimdiye kadar oyun bildiğin ölümü
farkına varma
yavaşlıyorsun
hızlan küçüğüm hızlan
yoksa ben dayanamam
sahnesiz rollerin çok iyi oynandığını görmene
gülümseyen her dudağın aynı şeyi söylemediğini
seni seven herkesin bir okyanus kadar saf olamyacağını
görmene katlanamam kız
kaç
ve hızlı ol
eğer çıkamazsak buradan beraber..
acı olucak hayat
ve lütfen koş kızım koş
hayat seni elastik kurşunlarla bitirmeden
kaç kızım lütfen kaç..
Kaç
Lütfen kaç
Senin yağmur zannettiğin
şarapneller seni bulmadan önce kaç
koş
ayakların sadece hayallerini gördüğün bir küheylan kadar çabuk olsun
düşünme
kaçmalısın
kafanı eğik tutma
ileriyi göremesin
ama çabuk ol
bak şimdiden gümbürtüler geliyot
yeter
bakma
sen bakarsan burada ben dayanamam
sen küçüksün kız
gözlerin görmesin
şimdiye kadar oyun bildiğin ölümü
farkına varma
yavaşlıyorsun
hızlan küçüğüm hızlan
yoksa ben dayanamam
sahnesiz rollerin çok iyi oynandığını görmene
gülümseyen her dudağın aynı şeyi söylemediğini
seni seven herkesin bir okyanus kadar saf olamyacağını
görmene katlanamam kız
kaç
ve hızlı ol
eğer çıkamazsak buradan beraber..
acı olucak hayat
ve lütfen koş kızım koş
hayat seni elastik kurşunlarla bitirmeden
kaç kızım lütfen kaç..
İçindekiler
Mısralardaki Hikayeler
14 Ocak 2008 Pazartesi
#2
Varlığı; yokluğuna muhtaçtır sevgilinin..
Ne kadar uzaksa, ne kadar özlenmişse,
Ne kadar aranmış-ne kadar bulunamamışa..
..ne kadar yoksa sevgili-
O kadar da vardır aslında.
Ne kadar uzaksa, ne kadar özlenmişse,
Ne kadar aranmış-ne kadar bulunamamışa..
..ne kadar yoksa sevgili-
O kadar da vardır aslında.
Kaydol:
Yazılar (Atom)